DİSLEKSİ ve TÜRLERİ:
Okuma ve yazmayı öğrenme sürecinde, bireylerin, seslere karşılık gelen sembolleri yani harfleri, bu sesler ile eşleyebilmesi gerekir. Öncelikle görsel sembolleri, şekilleri ya da harfleri tanıma, sonrasında bu bilgiyi işlemleme ve son olarak da eşlenen ses ve harf ilişkisini anlamlandırabilme süreci oldukça karmaşıktır.Bu noktada seçme – birleştirme işleminden söz edebiliriz. Seçme birleştirme işlemi, yarıküre fonksiyonları ile ilgili olan bir süreçtir. Sesler sol yarıkürede kodlanırken, seslere karşılık gelen imgeler (harfler) sağ yarıkürede kodlanır. Bir sözcüğü tanıyıp anlayabilmek için, beynin sesbilimsel modülünün sözcüğü sesbirimlerine ayırabilmesi ve sonrasında da bu sesbirimlere karşılık gelen harfler ile eşlemesi gerekir. Örnek; k…u…ş > kuş. Bu noktada, bireyin iki yarıküresi arasında etkin bir iletişim olması ve aynı zamanda sesbilimsel farkındalığının da gelişmiş olması beklenir. Dirk Bakker’ın da belirttiği gibi:“ Bir harfi algılamak ve onu diğer harflerden ayırabilmek, algılama sistemi için oldukça zordur. Bu durumda “algısal sabitlik”ten bahsedebiliriz. Örneğin; ‘elma’; nereden bakarsanız bakın, aşağıdan, yukarıdan, yandan, ‘elma’, elmadır. Fakat aynı durum, harfler için çoğu zaman geçerli olmayabilir. Örneğin: ‘d’ harfi, farklı yerlerden baktığınız zaman, ‘b’, ‘p’, ‘q’ olarak da algılanabilir. Bu nedenle, nesneleri algılamak ile harfleri algılamak arasında bir fark ortaya çıkmaktadır.Harfler, sözcükleri oluşturur ve aynı harfler çoğu zaman farklı sözcükler üretebilir: ‘kaş’, ‘şak’, ‘aşk’ gibi. Bu nedenle, bir sözcüğü anlamı, onu oluşturan harflerin soldan – sağa nasıl dizildiğine bağlıdır. Aynı şekilde, bir cümlenin anlamı da, onu oluşturan sözcüklerin soldan – sağa düzenli bir biçimde dizilişi ile anlam kazanır. Bu yüzden, okumayı öğrenme sürecinde, sözcüklerdeki baş ses, son ses farkındalığının gelişmesi önemlidir.Lich ve Dig.’nin yapmış olduğu bir çalışma, okuma sürecinin, erken çocukluk döneminde (anasınıfı vs.) öncelikle beynin sağ yarıküresinde başlayıp zamanla sol yarıkürede işlemlendiğini göstermektedir.''Bakker, yarıküre fonksiyonlarından yola çıkarak disleksiyi 2 türe ayırmıştır:
Disleksi - P (Perceptual / Algısal) Tip: Bu disleksi türü sağ yarıküre fonksiyonlarına bağlı görsel – işitsel algı kusurları olan ve okuma güçlüğü çeken çocukları kapsar.Okuma sürecinde, sağdan – sol yarıküreye geçiş yapılması beklenirken, bu tür disleksili bireyler okuma süreci için sağ yarıküreyi kullanmaya devam ederler.
- Sol yarıküreye geçişleri hala gerçekleşmemiştir.
- Yavaş okurlar ama az hata yaparlar.
- Çoğunlukla, sol kulak basınlığı vardır.
- Bu tip disleksili bireyleri, “heceleyen” olarak adlandırabiliriz.
- Sol yarıkürede bulunan sesler ile sağ yarıkürede bulunan harfleri eşleyemezler. Çünkü sağ yarıküreyi okuma sürecinde kullanmazlar.
- Hızlı ya da normal okurlar fakat çok fazla hata yaparlar.
- Çoğunlukla, sağ kulak baskınlığı vardır.
- Bu tip disleksili bireyleri, “tahmin eden” olarak adlandırabiliriz.
Disleksi - A (Auditory / İşitsel) Tip: Kısa, patlayıcı sesleri işlemlemede ve konuşmayı parçalara ayırmada güçlük çekerler.
- İşitsel işlemleme süreçleri çok yavaştır ve tekrara ihtiyaç duyarlar.
- Okuma – yazma sırasında sık sık hata yaparlar.
- Artikülasyon problemleri yaşayabilirler.
- “Dikkat” ve “Konsantrasyon” problemleri olabilir.
- Bu tip disleksili bireyleri, “tekrar eden” olarak adlandırabiliriz.